17 Kasım 2011 Perşembe

Başarı

Küçüklükten beri hepimiz başarılı olmak için yetiştirildik. Bir zaman yürümek çok önemli bir başarıyken sonraları derslerimizi geçmek, sınavları kazanmak, iyi bir işe sahip olabilmek önemli başarılar demek oldu bizim için. Fakat başarılı olmak gerçekten neydi?

Şimdi size bana diğerlerinden biraz farklı gelen bir başarı hikayesinden bahsetmek istiyorum. Kahramanımız John Wooden. Amerika'nın buhran yılları 1929-1933 arasında Purdue Üniversitesi'nde basketbol oynadı. 1932 yılında "Yılın Basketbol Oyuncusu" ünvanına hak kazanmasına rağmen üniversiteden sonra NBA'de (National Basketball Association - Amerikan Ulusal Basketbol Ligi) bir basketbol kariyeri kovalamak yerine bir yandan pre-NBA (2.lig gibi düşünebiliriz) takımlarında basketbol oynadı, bir yandan da lise seviyesinde okullarda basketbol eğitimi verdi.

1942'de oyunculuk kariyerini noktalayan Wooden 2. Dünya Savaşı'nın bitmesinin ardından 1948 yılında UCLA (University of California, Los Angeles) takımında baş antrenör olarak göreve başladı. Takımı, günümüzde NCAA (National Collegiate Athletic Association) Ligi olarak bilinen, o zamanlar 3 ayrı bölge şeklinde oynanan üniversiteler arası spor müsabakalarında basketbol oynayacaktı. Zor bir yoldu. NBA takımlarındaki gibi iyi oyuncuları transfer edip elinde tutarak başarıyı yakalamak pek mümkün değildi. Her yıl yeni öğrenciler geliyor, okulu bitirenler heyecanla NBA'de oynamak üzere mezun oluyorlardı. Oyuncuların her sene değişiyor olması aralıksız eğitim, eğitim ve eğitim demekti. Bir yandan da takımının başarı standardını koruyabilmesi gerekecekti.

İlk senesinden itibaren UCLA takımı önemli gelişmeler kaydetti. Önceki 30 yılda iki kere kazanabildikleri bölge şampiyonluğunu elde ettiler ancak NCAA finallerinde başarı elde edemediler. Acaba başarılı sayılırlar mıydı?

İkinci yılda daha iyi derecelerle bölge şampiyonu olmalarına rağmen finallerde yine hüsran vardı. Başarılı mı başarısız mı olmuşlardı?

Uzatmayalım, talihsizlikler, tecrübesizlikler derken 15 yıl boyunca NCAA finaline kalamamış NCAA şampiyonluğundan çok uzak bir takım oldu UCLA takımı. Gün be gün daha iyi bir takım olmalarına rağmen "Başarılılar mı?" sorusunun cevabı farklı yorumlanıyordu. John Wooden bu sorunun cevabını seneler sonra verecekti.

1963-1964 sezonundan sonra işler biraz değişmeye başladı. Evet sonunda NCAA şampiyonu oldular. Ama bununla kalmadı. 1963-1975 arasındaki 12 sezonda 7'si peşpeşe olmak üzere 10 kere şampiyon oldular. Bu süre zarfında takım olarak ve takım oyuncularının kişisel olarak kırdıkları bazı rekorlar halen kırılamamıştır. Yine bu dönemde 4 adet şampiyonluğu yenilgisiz kazanmışlardır. Gerçekten dudak uçuklatıcı birçok başarı bu dönemde onların oldu.

John Wooden 1975 


Wooden'ın o dönemde aldığı ödülleri sıralamak yerine kısaca şu bilgiyi vereyim. Geçenlerde yayınlanan ve NBA, NCAA, NFL (The National Footbal League - Amerikan Ulusal Futbol Ligi), NHL (The National Hockey League - Amerikan Ulusal Hokey Ligi) gibi birkaç organizasyonu içine alan bir ankette "Gelmiş Geçmiş En İyi Antrenör" olarak John Wooden seçilmiştir.  2003 yılında Amerika başkanından "Ulusal Yüksek Onur Nişanı" (The Nation's Highest Civilian Honor) almıştır

1975'deki onuncu şampiyonluktan sonra Wooden emekli oldu. Çoğu insana göre alanında başarılabilecek herşeyi başarmış, emekliliği gerçekten haketmişti. Varmak istediği hedeflere ulaşmış, başarmıştı.

Peki Wooden için başarı bu muydu? Bir hedefe odaklanmak, onun için çok çalışmak ve hedefe varmak. Wooden basketbol için ya da basketbol kariyerindeki başarılar için mi yaşamıştı?

NBA'in gelmiş geçmiş en önemli oyuncularından ve Wooden'ın öğrencilerinden biri olan Bill Walton yıllar sonra kendisi için yazacağı uzun övgü yazısının ilk cümlelerinde şöyle demişti : "Wooden kendi çıkarlarını düşünmeden diğer insanların hayatlarını daha iyi hale getirmek için hayatını vermiş mütevazi, özel bir insan." Bu tanımın içinde ne basketbol, ne bildiğimiz anlamda başarı, ne de hedef var. Fakat Wooden'ı gerçekten iyi tanımlamaya yetiyor. 


Wooden'ın amacı öncelikle kendisine sonra da öğrencilerine yüksek bir hayat görüşü sağlamaktı belki de. Başarıya, başarısızlığa, sevgiye, nefrete, disipline ve daha pek çok konuya ilişkin sözleri bunu doğrular nitelikle. Basketbol asıl amacı için bir araçtı ve bu aracı o kadar iyi kullandı ki, bu konuda dünyanın en iyisi oldu.

1975'deki son yılı da dahil, yılda $35000 üzerinde kazanmamıştır. 2004'te eğer istenirse öğrencilerin eğitimlerinde asistanlık yapabileceğini açıklaması onun mütevazi yapısını ve ne konuda başarıyı hedeflediğini gösterir niteliktedir. Önemli vecizeleri arasında başarı ile ilgili olduğu kadar başarısızlıkla ilgili de önemli sözler vardır. John Wooden'dan birkaç sözü hatırlamak gerekirse herhalde şunlar öne çıkar:


- Her gününüz bir başyapıt olsun.

- Çabuk ol ama acele etme.

- Dilimizdeki en önemli kelime sevgidir. İkincisi ise dengedir.

- Hazırlanırken başarısız olmak, başarısızlığa hazırlanmaktır.

- Yeteneği tanrı verir, mütevazi ol. Şöhreti insanlar sana verir, müteşekkir ol. Kibiri insan kendi kendine verir, dikkatli ol.

- Ne yapıyor olursanız olun, sabırlı olun.

- Size hiçbir zaman karşılığını veremeyecek bir insan için birşeyler yapmadan mükemmel bir gün geçiremezsiniz.


Öğrencilerine özellikle molalarda, "Kazanmak hakkında asla konuşmayın" derdi. Kazanmak hakkında konuşmadan başarı olur mu diyebilirsiniz. Wooden öğrencilerinin akıllarına kazanmaktan daha öncelikli birşey kazımıştı. Her zaman elinden gelenin en iyisini yapmak. Tüm oyuncular ellerinden gelenin en iyisini yaparlarsa başarının kendiliğinden geleceğini biliyorlardı. Wooden ın şu sözü hep akıllarındaydı:

"Maçı kazanmışsan ama elinden gelenin en iyisini yapmamışsan, tam kazanmış sayılmazsın. Maçı kaybetmişsen ama elinden gelenin en iyisini yapmışsan, tam olarak kaybetmiş sayılmazsın."

Wooden yıllar sonra yazdığı kişisel gelişim ve liderlik hakkındaki kitaplarında "Başarı Piramidi"nden bahsetmiş ve piramidin en üst basamağına şöyle yazmıştır. "En iyisini yapman gerektiğinde en iyisini yap. Senden her gün en iyisini yapman beklenir."

Wooden için başarı yenmek ya da yenilmek değildi. Başarıya böyle bakmanın ne kadar keskin, ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyordu. Bütün odağı tabela'da yazan sayılar olmuşken kazanmak suni, kaybetmek ise çok yıkıcıydı. Halbuki her an kazanıyor veya kaybediyordu insan. O an ne yaptığı çok önemliydi. Her an hazırlanmaktı, her an antrenmandı. Wooden'ın "Hazırlanırken başarısız olmak, başarısızlığa hazırlanmaktır." sözü kazanmanın sadece bir maçta olmayacağını anlatmaya yetiyor.


John Wooden 2006'da

Başarının insanın tüm hayatına yayılması gerektiğini ve bir bambu tohumu* gibi özenle ve sabırla yetiştirilmesi gerektiğini biliyordu. Oyuncularının da komple birer insan ve önce hayatta sonra basketbolda başarılı olmalarına yardımcı olmuştu. "Bir antrenör gücendirmeden düzeltmeler yapabilen bir insandır." sözüyle insanların hayatındaki yerini açık bir şekilde ifade etmişti.

Wooden tüm yaşamına her anlamda en iyiyi uygulamak olarak bakmıştı. 2010'da 100 yaşında aramızdan ayrılırken iyi bir hayat yaşamayı başarmış ve tabiri caizse hayata galip gelmişti. 

Şimdi hepimiz kendimize kıssadan bir hisse çıkaralım ve kendimize şu soruyu soralım. "Şu an kazanıyor muyum?"


*Bir bambu tohumunu ilk sene ekersiniz, gübre verir sularsınız ve hiçbirşey olmaz. İkinci sene aynı şekilde sulayıp, gübrelersiniz ama yine hiçbirşey olmaz. Üçüncü, dördüncü ve beşinci senelerde de aynı şekilde özen ister ama toprağın üstünde bir filiz göremezsiniz. Sonra beşinci senesinde 5-6 hafta içinde boyu 27 metreye ulaşan bir ulu bitki oluverir.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Gönlüne sağlık. Çok vurucu bir metin olmuş. İçimi titretti. Sevgiler. Şuş

Sinan dedi ki...

harika :) okurken keyif aldım