5 Eylül 2011 Pazartesi

Tek Başınalık Ve Yalnızlık Üzerine

Çok girift, karmaşık bir şeyin anlaşılması gerekiyor: Eğer âşık  değilsen yalnızsındır. Eğer âşıksan, gerçekten âşıksan tek başına  olursun.

Yalnızlık üzücüdür; tek başınalık üzücü değildir. Yalnızlık bir  tamamlanmamışlık duygusudur. Sen birisine ihtiyaç duyarsın ve ihtiyaç  duyulan kişi mevcut değildir. Yalnızlık karanlıktır, onda hiç ışık  yoktur. Karanlık bir evdir, birisinin gelip ışığı yakmasını beklemek ve  beklemektir.


Tek başınalık, yalnızlık değildir. Tek başınalık kendinin tam  olduğunu hissetmek anlamına gelir. Hiç kimseye ihtiyaç yoktur, sen  yeterlisin. Ve bu aşkın içinde gerçekleşir. Âşıklar tek başına olurlar.  Aşkın aracılığıyla sen içsel bütünlüğüne dokunursun. Aşk seni bütün hale  sokar. Âşıklar birbirlerini paylaşırlar fakat bu onların ihtiyacı  değildir. Bu onların taşan enerjisidir.

Yalnız hisseden iki kişi bir anlaşma yapabilir, bir araya gelebilir.  Onlar âşık değildirler, unutma. Onlar yalnız olarak kalırlar ama şimdi  diğerinin varlığı yüzünden yalnızlığı hissetmezler, hepsi bu. Onlar bir  şekilde kendilerini kandırıyorlar. Onların aşkı kendilerini kandırmak  için bir yalandır: “Ben yalnız değilim, başka birisi daha var.”
İki yalnız insan buluştuğu için, onların yalnızlıkları ikiye katlanır  hatta kat be kat artar. Normalde olan budur. Sen tek başınayken yalnız  hissedersin ve ilişkideyken de kendini berbat hissedersin. Bu her gün  gerçekleşen bir gözlemdir. İnsanlar bir ilişkide değilken yalnız  hissederler ve ilişki kuracakları birisini ararlar. Birisiyle ilişki  halindeyken ise mutsuzluk başlar; o zaman tek başına olmanın daha iyi  olduğunu hissederler: Bu kadarı çok fazladır.

Ne olur? İki yalnız insan buluşur: Bunun anlamı iki sıkıcı, üzüntülü,  mutsuz insan bir araya gelir ve mutsuzluk katlanır. Nasıl iki çirkinlik  güzellik haline gelsin? Nasıl olur da iki yalnızlık bir araya gelerek  bir tamamlanmışlık hissi, bütünlük sağlayabilir? Mümkün değildir. Onlar  birbirlerini sömürür, bir şekilde onlar birbirleriyle ilişkide olarak  kendilerini kandırırlar ama bu kandırmaca fazla ilerleyemez. Balayı  bittiğinde evlilik de bitmiştir. O sadece geçici bir yanılsamadır.  Gerçek aşk yalnızlıkla savaşma çabası değildir. Gerçek aşk yalnızlığı  tek başınalığa dönüştürmektir, diğerine yardımcı olmaktır: Eğer bir  insanı seversen o kişinin tek başına olmasına yardım edersin. Onu  doldurmaya çalışmazsın. Onu bir şekilde varlığınla tamamlamaya  çalışmazsın. Diğerinin tek başına olmasına, sana ihtiyaç duymayacağı  kadar onun kendi varlığıyla dolmasına yardımcı olursun. Bir insan  bütünüyle özgür olduğunda, o zaman, bu özgürlük sayesinde paylaşım  mümkün olabilir. O zaman o, çok fazlasını verir ama bu ihtiyaçtan  değildir; o çok fazlasını verir ama bir pazarlık olarak değildir. O çok  fazlasını verir çünkü onda çok fazlası vardır. O verir çünkü o vermekten  hoşlanır. O verir çünkü vermekten hoşlanır.
Âşıklar tek başınadır ve gerçek âşık asla senin tek başınalığını yok  etmez. O her zaman senin bireyselliğine karşı, tek başınalığına karşı  tam bir saygı duyacaktır. O kutsaldır. O buna burnunu sokmaz, o bu alanı  ihlal etmeye çalışmaz.

Ancak normalde âşıklar, sözde âşıklar, diğerinin bağımsızlığından,  tek başınalığından son derece korkarlar. Onlar çok korkarlar çünkü onlar  şayet diğeri bağımsız olursa kendilerine ihtiyaç olmayacağını, o zaman  kendilerinin ıskartaya çıkartılacağını düşünürler. Bu yüzden kadın,  erkek arkadaşı yahut kocasının bağımlı kalacağı şekilde her şeyi  ayarlamaya çalışıp durur. O her zaman kadına ihtiyaç duymalıdır,  böylelikle kendisi değerli olarak kalır. Ve erkek de her şekilde aynı  şeyi yapmaya çalışır, bu sayede o da değerli kalabilir. Sonuç  pazarlıktır, aşk değil ve sonu gelmez çatışma, mücadele vardır. Mücadele  herkesin özgürlüğe ihtiyacı olması temeline dayanır.

Aşk özgürlüğe izin verir; sadece izin vermekle kalmaz özgürlüğü  güçlendirir. Ve özgürlüğü yok eden hiçbir şey aşk olamaz. O başka bir  şey olmalıdır. Aşk ve özgürlük bir aradadırlar, onlar aynı kuşun iki  kanadıdır. Ne zaman senin aşkın özgürlüğünün karşısında olursa, o zaman  sen aşk adına başka bir şey yapıyorsundur.

Kriterin şu olsun: Kriter özgürlüktür; aşk sana özgürlük verir, seni  özgürleştirir, seni serbest bırakır. Ve sen bir kez bütünüyle kendin  olduğunda, sana yardım etmiş olan kimseye minnet duyarsın. Minnet duymak  neredeyse dini bir şeydir. Sen diğer insanda ilahi bir şey hissedersin.  O adam seni özgür kılmıştır, o kadın seni özgür kılmıştır ve aşk bir  sahiplenmeye dönüşmemiştir.

Aşk bozulduğunda o sahiplenmeye, kıskançlığa, iktidar mücadelesine,  politikaya, hükmetmeye, maniplasyona —bin bir tane, hepsi çirkin şeye—  dönüşür. Aşk yükseklere, dokunulmamış gökyüzüne eriştiğinde o  özgürlüktür, tam özgürlüktür.

Şayet sen âşıksan, benim bahsettiğim aşk ise, senin aşkının ta  kendisi kaşındakinin bütünleşmesine yardım eder. Senin aşkının ta  kendisi karşındaki için birleştirici bir kuvvet olur. Senin aşkında,  karşındaki kişi bir bütün olarak, kendine özgü ve birey olarak bir araya  gelir çünkü senin aşkın özgürlük verir.

Osho (Bhagwan Shree Rajneesh)

Hiç yorum yok: