12 Ağustos 2011 Cuma

Doğru Soruyu Sormak

Okul hayatımızın başlaması ile girdiğimiz, modern iş hayatımız ile de doruğa çıkan bir "çözüm bulma" ya da "cevap bulma" olgusunun içindeyiz. Cevaplar genelde çok basit olduğu halde, çoğu zaman daha iyi cevabı ya da çözümü bulmak adına durumu daha da karmaşıklaştırıyoruz.

Günümüzde ise birçok eğitimci ve yönetici, sadece söyleyerek, anlatılarak verilen bilgilerin kalıcı olmadığını farketmiş durumda. Üstüne üstlük nota dayalı bir eğitim-öğretim sisteminde bir süre sonra verilen bilgiler önemini yitirmekte. Öğrenilenler ise sadece "gerekli notu alabilmek için yapılması gerekenler" olmakta. Bu biraz da başarı kavramının tanımı sebebiyle oluyor tabii. Başarı bir notu almak, bir sınavı geçmek, bir hedefi tutturmak olunca, esas bilgi önemini yitiriyor ve yapılması gerekeni yaparak başarıya ulaşmak bir tarz halini alıyor.

Daha da kötüsü, insanlar bir süre sonra gerçek bilgiyi aramak yerine, başarıya giderken önüne çıkan engeli aşmak için ne yapması gerektiğini arar duruma geliyor. O bilgiyi bulamazsa da cevapları bulmakta ciddi zorluklar çekiyor.

Peki cevabı bulmak neden bu kadar zor hale geliyor? Çünkü eğitim sistemimiz boyunca, başarıya giderken karşımıza gelecek soruların cevaplarını barındıran bilgiler önce bize veriliyor, sonra da bakalım öğrenmiş miyiz diye sorular soruluyor. Bu sorulara verdiğimiz cevaplar ise bizim cevaplarımız olmuyo genellikle. Tek yapmamız gereken bize verilen içerikğin hangi kısmının o sorunun cevabına eş olduğunu bulmak.

Fakat ne sonraki iş hayatımızda, ne de sosyal hayatımıza dinamikler böyle işlemiyor. Hiç bilmediğimiz, bize önceden içeriği verilmemiş bir çok durumla karşı karşıya kalıyor, üstüne üstlük de bu durumlar karşısında cevaplar bulmamız gerekebiliyor. Doğru cevaplar için ekipler kuruyoruz, en zeki, en başarılı kişileri ekiplerimize katıp daha iyi cevapları bulmaya çalışıyoruz. Fakat geldiğimiz noktada, teknolojimiz bu kadar ileriyken, iyi eğitimli bu kadar insanımız varken, problemlerimiz eskisine göre daha fazla olabiliyor.

İşte burada yavaş yavaş farkettiğimiz şey, doğru soruyu sorduğumuz zaman doğru cevabı bulmanın çok daha kolay olabildiğidir. Ek olarak, doğru soruyu sormanın ciddi anlamda bilgi kazanımı da sağladığını farkediyoruz. Şimdi öğrenmemiz gereken şey, doğru soruları nasıl soracağımız. Bu da hakikaten zor değil. Merakımızı canlı tutarak, önyargılarımızı minimuma indirerek sorabilirsek, sorular bize ideal cevapları getirecektir.

Aşağıdaki linkte Rick Garlikov tarafından yapılmış, deneysel bir çalışmaya dair notlar var. Kendisi bu çalışmaya "The Socratic Method: Teaching by Asking Instead of by Telling" (Sokrat Metodu : Anlatmak Yerine Sorarak Öğretmek) demiş. Yaz tatiline 2 hafta kala, bir cuma günü öğleden sonrayı seçmiş bu çalışma için. Özellikle öğrencilerde öğrenmek adına motivasyonun çok çok az olduğu bir zamanı seçmesi metodun etkisini daha da iyi gösteriyor. Dersin başından beri hiç ilgilenmeyeceğini hal ve tavırlarıyla açıkça gösteren 3 öğrenci dışındaki diğer 19 öğrencinin hemen hepsi büyük bir ilgi ile katılım sağlamış. Ders boyunca kendisi hiç birşey anlatmadan sadece sorular sorup, cevaplar alarak öğrencilere daha önce hiç bilgileri olmayan matematikteki ikilik sistemi anlatmış. Doğru soruları sormanın cevabı ne kadar kolay önümüze getirdiğine dair çok güçlü bu çalışma ile ilgili notlara buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok: