31 Temmuz 2011 Pazar

Küçük Ağaç'ın Eğitimi



Bir Çeroki kızılderilisidir Küçük Ağaç. Dört yaşında annesi, beş yaşında babası ölür. Sonra büyükannesi ve büyükbabası ile dağlarda yaşamaya başlar. 1930'lardır. Sonra büyür Küçük Ağaç ve o dönemi anlatan otobiyografik bir kitap yazar. "Küçük Ağaç'ın Eğitimi". Daha önce de kitapları vardır Forrest Carter'ın. Clint Eastwood birtanesini o kadar sevmiştir ki (The Outlaw Josey Wales 1976) filmini bile çekmiştir. Ancak Küçük Ağaç'ın Eğitimi daha çok konuşulmuştur.





Kitap bir çocuk kitabı olarak yayınlanmış. Ancak günümüzde bu kitabı okuyup özümseyen bir çocuğun bizim yarattığımız doğal olmayan dünya ile ciddi çatışmalar yaşayabileceği de yüksek bir ihtimal. Çünkü dünya büyük oranda ruh aklını kaybetmiş, sadece beden aklı ile hareket eder hale gelmiş durumda.

Peki ruh aklı ne mi demek? Kitapta ruh aklı ve beden aklı kavramlarını büyükanne Küçük Ağaç'a şöyle anlatmaktadır:

Büyükanne herkesin iki aklı olduğunu söyledi. Akıllardan biri bedenin yaşaması için gerekli olan şeylerle ilgiliydi. Beden için asıl barınak, yiyecek ve benzeri şeyler bulabileceklerini düşünmek için bu aklı kullanmak gerekirdi. Eşleşmek ve çocuk sahibi olmak için de bu aklı kullanmak gerektiğini söyledi. Bu aklı taşıyabildiğimiz kadar taşımamız gerektiğini söyledi. Ama bu tür şeylerle hiç mi hiç ilgisi olmayan başka bir aklımız daha varmış. Dedi ki bu ruh aklıymış.


Büyükanne, beden aklını açgözlü ya da hırslı olmak için kullanır, onunla her zaman insanları kandırır ve onlardan nasıl maddi çıkar sağlayacağını düşünürsem ruh aklını bir cevizden daha büyük olmayan bir boyuta düşüreceğimi söyledi.


Büyükanne dedi ki bedenin öldüğü zaman, beden aklı da onunla birlikte ölürmüş. Bütün yaşamını bu şekilde geçirirsen başka bir şey öldüğü zaman ruh aklı yaşadığından, bir ceviz büyüklüğüne düşürülmüş akılla kalırmışım. Sonra da "Yeniden doğduğun zaman -doğmak zorunda olduğun için- o zaman aslında hiçbir şeyi anlamayan bir ceviz akılla doğarsın" dedi.
Sonra, "Beden aklı her şeyi ele geçirirse, bir fındık büyüklüğüne küçülebilir ve ortadan kaybolabilir. Böyle bir durumda ruhunu tümüyle kaybedersin. Böylece ölü insan olursun" dedi.


Büyükanne, ölü insanı kolayca tanıyabileceğini söyledi. "Ölü insanlar..." dedi, "Bir kadına baktığı zaman pislikten başka birşey görmez. Onlar öteki insanlara baktığı zaman kötüden başka birşey görmezler. Ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka birşey görmezler; hiçbir zaman güzellik görmezler. İşte onlar yürüyen ölü insanlardır."


Büyükanne dedi ki: "Ruh aklı bütün diğer kaslar gibidir. Kullandığın zaman büyür ve güçlenir. Böyle olabilmesinin tek yolunun onu anlamak için kullanmak gerekir. Ama beden aklınla açgözlü ve benzeri olmaktan kurtulana kadar ona kapıyı açmazsın. Açtığın zaman anlayış gelişmeye başlar ve ne kadar anlamaya çalışırsan, ruh aklı o kadar büyür."


"Doğal olarak..." dedi, "Anlayış ve sevgi aynı şeydir; insanların anlamadıkları şeyleri severmiş gibi görünmeye çalışarak çok fazla arka plana atmalarının dışında. Ki bu da yapılamaz."


Bütün herşeyi anlamak için çalışmaya başlayacağımı hemencecik görüyordum; bir ceviz ruha sahip olmayı kimse istemezdi çünkü.


Büyükanne dedi ki: "Ruh aklı o kadar büyük ve güçlü olabilir ki sonunda bütün geçmiş beden yaşamların hakkında herşeyi bilir ve artık hiç mi hiç beden ölümü olmayacak bir yere gelirsin."

Hiç yorum yok: