10 Ekim 2011 Pazartesi

Pazarlama'dan Neden Nefret Ediyorum?

Bir toplantı'da söylediğim "1 pazarlamacılardan, 2 satışçılardan nefret ederim" sözümden dolayı olumlu-olumsuz birçok tepki aldım. Kimisi sarılıp elimi sıktı, kimisi savunuculuk yapmaya çalıştı. Herkes kendi tarafından bakıyor tabi olaylara. Ve maalesef herkes herşeyi kişisel algılıyor. İşin satış kısmını şimdilik bir kenara bırakayım ve pazarlamadan neden nefret ettiğim konusundan biraz bahsedeyim.


Pazarlama insanları, daha doğrusu beyinleri manipule etmek için çok ama çok güçlü bir yol. Bu yüzdendir ki şirketler bu konulara önem veriyor ve günümüzde pazarlama sektöründeki işler daha popüler. Eğer karakterli ellerde şekillenirse, pazarlama sayesinde uygarlığımızın geleceği nokta çok çok üst seviyede olabilir. Ancak pazarlama günümüzde maalesef şirket denilen canavarların daha da güçlenmesi için bir araç olmaktan öteye geçemiyor.

Peki nedir Pazarlama ?

Vikipedi 'ye göre tanımı şöyle : "Pazarlama firmaların, hangi malların veya hizmetlerin müşterilerinin ilgisini çekeceğini tayin etmeleri ve satışlar, iletişim ve işletme idaresi geliştirmeleri için stratejileri belirlemeleri sürecidir. Pazarlama süreci, bir bütünleştirilmiş süreç olup bunun vasıtasıyla firmalar müşterileri için değer yaratmakta ve bunun karşılığında müşterilerden deger kapabilmek için güçlü müşteri ilişkileri kurmaktadırlar."

Bu tanımı okuyanlar, ya da okumayıp pazarlamayı masumane bir şekilde şirketlerin ve ürünlerin tanıtımını yapmak zannedenler benim "pazarlamayı sevmiyorum" çıkışıma doğal olarak şaşırdılar ve anlam veremediler.

Vikipedi'nin ingilizce versiyonunda pazarlama tanımı daha uzun ve şu cümle ile devam ediyor : "Pazarlama müşteriyi tanımlamak, memnun etmek ve elde tutmak için kullanılır" işte buralarda durum biraz değişiyor. Kim benim müşterim bilmem lazım, sonra onlara istediklerini vermem lazım, sonra da istemelerini sağlamaya ve istediklerini vermeye devam etmem lazım. Tabii iş bir süre sonra kim benim müşterim diye arayıp bulmaya çalışmak yerine insanları istemeye yöneltmek haline geldi. Tıpkı Steve Jobs'un "Son kullanıcılar ne istediklerini bilmek zorunda değildir" sözüyle ifade ettiği gibi, artık ne istediğimize şirketler karar verebiliyor. Artık dediğime bakmayın, aslında Amerika'da 1920 li yıllardan beri insanların ne istediklerine şirketler karar veriyor.

Kısacası açgözlülük propagandayı reklam ve pazarlama haline getirmiş durumda.

Peki nedir Propaganda ?

Vikipedi 'ye göre tanımı şöyle : "Propaganda çok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını etkilemek amacını taşıyan önceden planlanmış bir mesajlar bütünüdür. Propaganda tarafsız bilgi sağlama yerine, en temelde kendi kitlesini etkileyecek bilgiyi sunar. Mesaj doğru olsa da yönlü olabilir ve olayın tümünü dengeli bir şekilde sunmayabilir. Genellikle politikada kullanılır ve hükümetler ve politik partiler tarafından desteklenir."

Peki bu metodu şirketler kullanırsa ?

Tabii ki bu soruyu bizden çoook yıllar önce, 1900 lerin başında birileri sormuş. "Şirketler için yapmaya çalıştığımız şey propagandaydı. Ama bu isim askeri ve politik olduğu için buna başka bir isim bulmamız gerekiyordu" diyor Edward Louis Bernays.  Kendisi Sigmund Freud'un kuzeni ve "Public Relations" Türkçesi ile "Halkla İlişkiler" teriminin mucididir. Ayrıca propaganda diye de bir kitabı vardır. İnsanları asla tek bir birey olarak değil, topluluklar olarak gören ve toplulukların belli bir çerçevede kontrol edilebilir ve yönlendirilebilir olduğunu savunan biri kendisi. 1920 lerin sınırlı çerçeveleri ise günümüzde oldukça genişlemiş durumda.

Sigmund Freud 'un bilimi ile Edward Bernays'in iş zekası birleşince pazarlamanın doğuşu diye nitelendirebileceğimiz süreçte ve sonrasında neler olduğunu sanırım en iyi "The Century Of The Self" adlı belgesel anlatıyor. Adam Curtis imzalı birer saatlik dört bölüm halindeki bu belgesel olayın boyutlarını açıkça göstermekte.



 








Pazarlamanın alt kümelerinden biri olan reklamcılık ile ilgili olarak geldiğimiz noktada ise bilinçaltı mesajların hedefi olduğumuz bir dönemdeyiz artık. Aşağıdaki video ise bu konuyu özetlemeye yetiyor.







Subliminal Mesajlar ve Reklamcılık from Kadir Özpınar on Vimeo


Sonuç olarak, nefret ettiğim insanların belli amaçlar için kendi bilgileri dışında teknikler kullanılarak yönlendirilmeye çalışılması. Bu tip hareketler için henüz hiçbir ülkede yasa yok diyebiliriz. Ve bu hareketlerin tümüne şu anda pazarlama deyip geçiyor olmamız. Pazarlama denilen şey ürünü, satılacak bir malı tanıtmak, pazarlamaktan çok, beyni istenilen yöne çekme bilimi haline gelmiş durumda. Çıldırasıya hayret etmemiz çok mümkünken her nasılsa normal karşılıyoruz. Neden acaba?

Hiç yorum yok: