29 Temmuz 2012 Pazar

İnsan Aptaldır

Dünya terstir. Doğru bildiğiniz herşey yanlış, yanlış bildiğiniz herşey doğrudur.

Yaşama doğdunuz sanırsınız, ölüme doğmuşsunuzdur. Zaten doğmak diye de birşey yoktur. Sadece bir geçiştir olan. Nefes aldığınızı zannedersiniz, oysa içinize zorla giren havayı geri vermeye çalışmaktasınızdır. İnsan dünyadaki hayatına nefes vererek başlar, nefes vererek göçer gider. Anne babanıza bağlılığınız, havaya, suya bağlılığınız gibidir ve o kadardır. Sandığınız gibi tüm hayatınızı adadığınız bir bağlılık değildir.

İnsan konuşmayı, yazmayı öğrenir ama gereksizdir. İnsanın anlaşmak için sembollere, seslere ihtiyacı olması, 5 duyusunu kullanması tembelliğindendir. Gereksizdir ve eksiktir. Gerçek varlığını anlayamadığının bir göstergesidir. Öğrenmeyi marifet sanır, halbuki öğrendikçe gömülür. Halbuki unutmalıdır. Unuttukça hatırlayacaktır. Kendini beynine emanet etmiş bir zavallıdır. Halbuki tüm bedeni ona her han birçok şey söyler. Ne duyar ne de umursar. Kendi varlığını bilmez de başka herşeyi öğrenmeye çalışır. Onu da kendi algısı ve aciz zekasıyla yaptığından, sapar. Saptıkça daha gömülür. Okul bir torna tezgahıdır ve o tezgaha girer ısrarla.

Yönetilmeyi bekler hayatı boyunca. Ülke yöneticisi, şehir yöneticisi, okul yöneticisi, apartman yöneticisi. Yönetmek sadece insanın kendi kendine gerçekleştirebileceği bir eylemdir. Biri beni yönetsin diye bekleyen insanın sonu tecavüzdür.

Birşeylere sahip olmaya çalışır hayatını boyunca fakat kimse hiçbirşeyin sahibi değildir, olamaz da. Herkes normal olmaya çalışır, normalliği doğru sanır. Normallik kafayı gömebileceği yumuşacık kumdur. İnsan zeki bir varlık sanır kendini oysa ki aptaldır. Öyle %60 ı filan değil, %100 ü aptaldır. 5 duyusuyla algıladığı herşeyi gerçek sanır. Bilim, sanat, teknoloji, ıvır, zıvır diye kendi yarattığı bir sürü saçmalığın peşinden koşar ve koştukça da kendini daha büyük birşey sanır. Oysa böylelikle bu dünyaya saplanır kalır. Bildikçe cahillikten kurtulduğunu sanır, bildikçe cahilliğe daha çok batar. Soyunu sürdürmenin marifet olduğunu sanır, halbuki bu dünyaya düşmüşken soy ağacına bir dal daha eklemenin alemi nedir? Bu dünyadaki yaşam dediği şey sürdüğü sürece bu illüzyon devam edecek, milyonlarca tekrar doğum sürecek, çektiği cezanın sonu gelmeyecektir. Zaten var olmayan bu sanallığın içinde oyunlarla, kitaplarla, masallarla başka sanal dünyalar tasarlar ve gerçek sandığı bu sınavından kaçıp kurtulmaya bakar. Gömüldükçe gömülür.

Kültür, gelenek gibi şeyleri önemser. Gelenekleri uygulamak, birinin çiğneyip yuttuğu birşeyi yemek gibidir. Kişinin değildir, başkasınındır. Ama insan ısrarla diğerleri gibi olmaya, diğerlerine benzemeye başlar. Fakat bir yerde herkes birbirine benziyorsa orada herhangi bir birey yok demektir. Her bir insan gökyüzündeki yıldızlar gibi eşsiz, nadidedir. Fakat kendini bulmak yerine kendini diğerlerine benzetmeye çalışır.

Kendisi gibi olmayana da deli der. İnsanın kendi kendisi ile konuşması kadar doğal ve sağlıklı birşey yoktur. Fakat hastalık sanılır, kendisiyle apaçık konuşanı hücreye kapatırlar, tedavi etmeye çalışırlar. Her türlü tedavi ve ilaç zehirdir. İnsan kendini hasta eder ya da iyi eder. Zehir de ağızdan değil kulaktan alınır.

Halbuki insan aptal olduğunu farkettiği an delidir artık. Deli olmadan da veli olunmaz. Normal insanın deli dediği kişi ile aydınlanmış kişi aynı kişidir. Aydınlanan insanın etrafını zombi gibi sarıverir normal insanlar. Ona peygamber der, sarılırlar. Neden sarıldıklarını da bilmezler. Ondan büyülü değneği ile kendilerine dokunmalarını ve onları kurtarmalarını dilerler.

Bazıları din diye bir kavramlar bütünü bulur ve ona sarılırlar. Dini iyi yaşamayı amaç edinirler. İbadeti kitapta yazan kurallar sanırlar fakat yaşamın kendisi, her hareket ibadettir bilmezler. Dini bir araç olarak kullanıp aydınlanabilecekkein dinin içinde kaybolurlar.

Hep daha güçlü olmaya çalışır. Zayıf kalmaktan korkar. Zayıf olan ezilir, itilir, kakılır, yaşayamaz diye öğretilmiştir. Böyle olunca her türlü nezaket, hoşgörü, şevkat, mutluluk, kabulleniş, tevazu gibi meziyetlerin hepsi zayıflık sanılmıştır. Halbuki bunlar bir zayıflık işaretleri değil, bilakis gerçek gücün işaretleridir.

Değişim korkutur egoyu ve herkes değişmemek arzusundadır. Fakat bu mümkün değildir. Değişmeyen tek şey, öz'dür. Değişip duran insanlar kötü algılanır, 40 yıldır aynı kalan insanlar iyi bilinir. Fakat onlar hastalıklıdır. Değişim ise yaşamdır. Akışa karşı koymadan varolmaktır. Çok bilen aptal insan da değişimi hastalık bilir.

Her an nasıl daha iyi yaşayacağını düşünüp durur, halbuki ölmektedir. Nasıl daha iyi öleceğini, ölebileceğini düşünmez. Çürüyüp toprak olacak vücuduna kokular sürer, takılar takar, güzel kıyafetler giydirir. Güzel dediği şey de 5 duyusunun ve diğerlerinin 5 duyularının beğendiği şekillerdir. İllüzyonun kendisidir. Hala onunla uğraşır. Ama bu hayattaki sınavından geçer not alması yine de o bedene iyi bakmasını gerektirir, umursamaz. O bedenini süslemek püslemek, iyi arabalara bindirmek, iyi mekanlarda yaşatmak için uğraşır fakat bedenine aldığı yiyeceği umursamaz. Suyu umursamaz. Nefesi hiç umursamaz. Yaşamayı bilmez, ölmeyi hiç bilmez.

Ölüm ruhun bedenden ayrılışı değildir, bedenin ruhu terk etmesidir. Ölüm yaşamın sonu değil başlangıcıdır. Ruh alanı zaten oradadır. Bedenler gelir ve giderler. Yaşadığınız sürece ölürsünüz. Ölümsüzlük, yaşamsızlık demektir.

İnsan böyle ters düşünür çünkü maalesef kendine bunları öğretmiştir. Çünkü maalesef aptaldır.

Hiç yorum yok: