Günümüzün en yaygın hastalığı "bence" bekleyememe hastalığı. Bu hastalık eminim birçok kişinin farkında olduğu, ancak hastalık demeye dillerinin varmadığı bir durum. Psikolojik açıdan aşırısı belki anksiyete bozukluğu, hiperaktivite ya da panik atak a varana kadar kategorilendirilebilir. Fakat "bence" günümüzde büyük şehirlerde yaşayan birçok insanın yaşadığı bir hastalıktır bekleyememe hastalığı.
Bence diyorum çünkü sağda solda biraz araştırmama rağmen böyle bir hastalık bulamadım. O yüzden şimdilik rahat olabilirsiniz. Fakat ileride daha büyük sorunlar sizi bekliyor olabilir.
Bahsettiğim bu durum yüksek seviyeli strese yol açar ve stres de biliyorsunuz yavaş yavaş başka büyük hastalıklara yol açar. Ve unutmayın! Dünya sizin sağlıklı olmanızı, hiç rahatsızlanmamanızı istemiyor. O yüzden de temelde yatan bu tip ufak şeylerin üzerinde kimse durmuyor.
Peki "bence" Bekleyememe Hastalığı nedir?
Adı üstünde bekleyememe halidir. Fakat heyecanlı bir bekleyemeyiş, bir sevdiğine kavuşma bekleyemeyişi, maçın son saniyesi bekleyemeyişi ya da okulun son gününü bekleyemeyiş değildir. Hiç aceleniz olmadığı halde, bizzat sizi heyecanlandıran hiçbir durum olmadığı halde yapmanız gereken şeyin bitmesini bekleyememektir.
Mesela her gün evinizden çıkıp işinize aşağı yukarı aynı sürede varırsınız. Fakat kırmızı ışığa yakalanmamak için gaza abanmak nedendir? Ya da önünüzde biraz yavaş giden bir araca korna çalmak? Elinizde olsa iş yerine ışınlanmak isterdiniz öyle değil mi? Peki burada tek problem trafik mi?
Mesela tatile gitmek için uçak yolculuğunu seçtiniz. 900 km'lik yolu araçla 10 ya da 11 saatte gidecekken uçakla 1 saatte varacaksınız. Peki uçağa biniş için kapıların açılmasını bekleyebiliyor musunuz? Yeriniz belli, uçağın kalkacağı saat belli iken sırada diğerlerinin önüne geçmeye çalışmak neden? Uçağa binip yerinize oturduğunuz anda ise bekleyememe hastalığı yüzünden bu seferde uçağın inmesini bekleyememeye başlıyorsunuz. Hem de uçak ne trafiğe takılacak ne de geç varacakken.
Bu örnekler çoğaltılabilir. Her konuda her yerde anlamsız bir bekleyememe hali var çoğu insanda. Bu durum ileri safhalarda dinleyememek, okuyamamak, dudaklarını ya da ellerini kemirmek gibi başka problemlere yol açabiliyor "bence". Sonra da konsantrasyon bozukluğu, hiperaktivite, unutkanlık derken panik atak'a kadar giden uzun ve yavaş bir yolun başı "bence" bekleyememe hastalığı.
Peki neden? Neden bekleyemiyoruz? Neden anlamsız yere sabırsızız, tahammülsüzüz?
Cevabı "bence" hız.
Geçmişe göre çok daha hızlı yaşıyoruz. Geçmiş dediğim sadece 10 yıl öncesiniz düşünebilirsiniz. Her gün çok daha fazla veri ile muhatabız. Dünyada çok fazla insan var, her gün bir sürü şey yapıyorlar, düşünüyorlar, söylüyorlar. Ve eğer istersek bizim hepsinin ne yaptığından ne söylediğinden haberimiz olabiliyor. Gereken sosyal ağlara üye isek, gerekli araçları kullanıyorsak veri bize doğru koca bir nehir gibi akmaya başlıyor. Tabii bu araçlar veriyi bize bedava akıtıyor gibi görünse de günde yaklaşık 5000 ila 10000 arası reklam objesine de maruz bırakıyorlar. Her ne kadar dikkatimizi çekmiyormuş gibi görünse de gözümüzün gördüğü herşeyi beynimiz işliyor. Daha önceki bir yazımda bahsettiğim video ne kadar fazla veri ile karşı karşıya olduğumuzu gayet güzel anlatıyor.
Her gün onlarca kere hem bilgisayarımızdan hem mobil cihazlarımızdan elektronik postalarımızı kontrol ediyoruz, işimizi daha hızlı yapmamız gerekiyor, daha hızlı konuşan insanlar haline geldik. Yavaş konuşanlara tahammül edilmediğinden, hemen sözü kesildiğinden biraz da mecbur hissediyoruz belki de. Hızlı konuşmak da yetmiyor kısaltmalar kullanıyoruz. Yazarken kelimeleri, cümleleri kısaltıyoruz. Müthiş bir panik içinde ordan oraya koşturuyoruz.
Peki işimizi zamanında tamamladık, bizden istenilen cevapları zamanında verdik, trafiği de geçtik ve evimize geldik. Duruyor muyuz? Büyük ihtimalle hayır. Bir an önce yemek yememiz gerekiyor. Sonra ya başkalarının hayatları ile uğraşacağımız sosyal ağlara, ya alışveriş sitelerine, ya bilgisayar oyunlarına ya da hiç olmadı televizyona veriyoruz kendimizi. Daha doğrusu beynimizi. Hatta aynı anda televizyon açıkken elimizde laptop ya da mobil cihazımızla internetteyiz. Devamlı olarak aynı anda birden fazla birşeyler yapma çabasındayız.
Biraz frene basmak, biraz sakin olmak, biraz yavaşlamak için en güzel ortamımız olan evimizde daha da gaza basıyoruz. Kendimizi kadar kısa sürede bu kadar fazla şey düşünecek şekilde yorduktan sonra büyük ihtimalle uykumuzda da düşünceler bizi bırakmıyor ve kaliteli bir uyku uyuyamıyoruz.
Biz bu şekilde yaşadığımız için de çocuğumuzda büyük büyük ihtimalle hiperaktivite hastalığı çıkıyor. Bu "bence" gayet normal.
Zaman "bence" biraz frene basma zamanıdır. İşimize, hayatımıza daha net odaklanabilmemiz için yavaşlamakta fayda var. Bekleyemediklerini farkeden, bundan rahatsızlık hisseden dostları nefesi araştırmaya, nefese yönelmeye davet ediyorum. Daha sakin ve kaliteli bir yaşantı için nefes çalışmalarına yönelmekte, nefesi sakinleştirmekte fayda var.

1 yorum:
çok beğendim, çok hak verdim.
Yorum Gönder