Birşeyi yapıp yapamayacağımız neye bağlıdır? Evet bildiniz. Yapabileceğimize ya da yapamayacağımıza olan inancımıza. Sınırlarımızı sadece biz var ederiz. Önce beynin karar ve inanç konusunda nasıl davrandığını farkedelim.
Beynimiz de diğer organlarımız gibidir. Belirli gidriler karşılığında belirli çıktılar verir. Hayatımızı ve diğer organlarımızı beynimizle yönetmeyiz. O da diğer organlar gibi işini yapan bir organdır. Çok karmaşık bir yapısı ve işlevleri vardır tamam ama bu yanılmayacağı, kandırılmayacağı anlamına gelmiyor. Yanıldığı noktada ise bizi sağlıklı, mutlu bir hayattan hastalıklı bir hayata taşıyabilir.
Daha önce hiç karşılaşmadığımız bir durumda kalırsak hemen bir karar vermemiz gerekir. Çünkü beynimizin en sevmediği durum, herhangi bir konuda karar veremiyor olmasıdır. Kararı verdikten sonra ise rahatızdır. Beyin hemen o karara daha da inanmamızı sağlayacak ispatlar, bahaneler, fikirler bulmaya başlar. Bir kere inandıktan sonra da geri dönüş çok zordur. Çoğu kararımızı ise çocukken veririz.
Mesela çok sık karşılaşılan bir travmayı ele alalım.Hemen hepimizin küçükken bir hayvanın saldırısına uğramış ya da uğradığını sanmış ve o hayvanın tehlikeli olduğuna inanmış bir arkadaşı ya da tanıdığı olmuştur. Ya da bu tip bir vaka duymuşuzdur. Gerçek bir örnek olarak, küçükken arkasından gelip omzuna konmaya çalışan bir güvercinden korkmuş ve ömrü boyunca kuşlardan korkar bir şekilde yaşamış bir insanı örnek verebiliriz. Bu kişinin beyni 2 yaşında güvercinlerin kendisine zarar vereceğine inanmıştır. Bundan sonra biz kendisini ne kadar ikna etmeye çalışsak da başarı sağlamamız zordur. Kuşların ne kadar uysal, zararsız hayvanlar olduğunu anlatan filmler izletsek, ansiklopediler açsak ya da kuşları bizzat elimize alıp göstersek bile onu değiştirmemiz zordur. Bütün bu ispat çabalarımız sırasında onun beyni bütün bunları anlamaktadır fakat inanmamaktadır. Çünkü bir kere bir karar vermiş ve ona inanmıştır. Bu konuda rahattır ve bu stabiliteyi bozmak istemez. Sanki beyni kendi kendine "Hani kuşların tehlikeli olduğuna kadar vermiştik, nerden çıktı şimdi zararsız oldukları, boşversene" der gibidir. Bu karar çok küçükken alışmış olduğu, çok derinlerde olduğu için değiştirmek de zordur. Ancak imkansız değildir. Kişinin kendi kendine yapabileceği telkinlerle, egzersizlerle bu inancı değiştirmek mümkündür.
Dr. David J. Schwartz tarafından yapılmış olan bir deney, başka bir şekilde verilmiş bir kararın da yine sınırlayıcı olabileceğini bize göstermektedir. Bu deneyde farklı yüksekliklerde zıplayabilen birkaç pire bir cam kabın içine konulur. Cam kabın üzeri de yine cam bir kapakla kapatılır. Kabın yüksekliği 30cm'dir. Sonra kap alttan ısıtılmaya başlanır. Kabın tabanı ısındıkça sıcaktan rahatsız olan pireler zıplamaya başlarlar. Fakat her zıplayışlarında kabın tavanına çarpıp geri düşerler. Camın ne olduğunu bilmediklerinden kendilerini neyin engellediğini anlamaları da uzun sürer. Defalarca cam tavana çarptıktan sonra o yükseklikten daha yukarı zıplayamayacaklarını öğrenirler. Bir süre sonra da tavana yakın ama çarpmayacak şekilde zıpladıkları gözlenir. Bu safhadan sonra deneyin ikinci aşamasına geçilir. Cam tavan kaldırılır ve zemin tekrar ısıtılır. Üzerlerinde herhangi bir engel olmamasına rağmen pireler alıştıkları gibi 30cm'in altında zıplamaya devam ederler. Yaşadıkları tecrübe ile öğrendikleri bu bilginin sonuco olarak bir inanç sahibi oldular ve paralelinde de bir karar aldıkar. Bu karar ile çizdikleri sınırlar artık zihinlerindedir. Daha sonra engel ortadan kalmış olmasına rağmen, inançları onların sınırlarını var etmeye devam etmiştir.
Pirelerin yaşadığı bu olaya "cam tavan sendromu" denir. Bir insanın kapasitesinin üst sınırı olarak inandığı nokta onun cam tavanıdır. Deneye dayalı da olsa, öğrendiğimiz birçok bilgi, koyduğumuz birçok sınır, yeni nesillere aktarılırken sorgulanmayı hakediyor. Herşeyi sorgulayan ve "neden" diye sorup duran gençlerimiz ve çocuklarımızın kendi sınırlarını belirleyecekleri kararları alırken cam tavanlar içinde olmadıklarından emin olalım. Çünkü insan yapabileceğini düşündüğü kadardır.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder